GÜLSÜR, KAMU HASTANELERİ  BİRLİĞİ GENEL SEKRETERİ OLDU

GÜLSÜR, KAMU HASTANELERİ BİRLİĞİ GENEL SEKRETERİ OLDU

KİMSE GERÇEK DEĞİL…

KİMSE GERÇEK DEĞİL…

PAHALI PARFÜMLERİ BIRAKIN,GÜVEN KOKMALI İNSAN !!

PAHALI PARFÜMLERİ BIRAKIN,GÜVEN KOKMALI İNSAN !!

OSMANİYE DEVLET HASTANESİ BAŞHEKİMİ  DR. EROL OLDU

OSMANİYE DEVLET HASTANESİ BAŞHEKİMİ DR. EROL OLDU

Milli yerfıstığı “Ayşehanım” hasat edildi

Milli yerfıstığı “Ayşehanım” hasat edildi

SİYAH BEYAZ NOKTA…
    • 20 Temmuz 2020 - 07:12:40

Virgüller çoğalıyor ve sonrası ya ünleme ya da üç noktaya çıkıyor. Neden noktalar kayboldu ömürlerden? Hayat insana iyice ısındı, dolu dolu sardı ve keyifle yönetmeye başladı. Bunu acaba birileri mi istedi? Geceler tezgâhını saat kaçta kapatıyordu? 10, 11, 12? Şimdi saraydan çıkan o prensesin ayakkabısını kaç prens takip ediyor? Ya da bulunca aşk yaşıyorlar mı? Her gün kaç öğün üzülüyordu maşuk? İki kadeh atınca unutulan dertler şimdi bile bile alışkanlık haline mi getiriliyor ne?

Kaslar kas katı kesiliyor. Mumlar piyasadan siliniyor. Hedefli ve amaçlı onlara kilometre gidiliyor. Menfaat ve düşmanlık yapmak için planlar koridorlarda bile yapılıyor. Güneş küsüyor, dağ ve orman kapılarını kapatıyor, yok olan hayvanlar dışkısını bile miras bırakmıyor. Peki, bunlar neyin çırpınışı? Ağrılar ve hastalıklar nerde? Faklı ve tok sesler ne kadar tasmasız? Boynunda ip olmayanlar dürüst mü? Düş ve güç üzerine koşanlar ne kadar samimi? Elinde kılıç savurup kıranların açlıktan gözünün ferini unutanlardan bilgisi var mı?

Yoluna kurban olduğum bir adam vardı. Tek gözlü bir odada yalnız başına yaşardı. Saf tutmazdı. Okula gitmemişti. Aşk için darağacına şiirler yazmadı. Şehirleri ve mevsimleri önemsemezdi. Rüya görmezdi. Hiç uçurtması olmamıştı. Kahvesi yoktu muhabbeti dardı belki de ömrü boyunca elinde penası sadece üç nakaratlı cümleyi slogan yapmıştı. Ailesi yoktu, kısır değildi zaten yapılan kısırı da sevmezdi çünkü içeriği sıradan gelirdi. Görüştüğü kimse yoktu kiracısı olduğu evde çiçekleri şafak vakti beslerdi. Kimsenin kalbine kaçmazdı, masaya oturunca ayaküstüne atar yoğunluğunu her vakit olduğu gibi ayaklarına atardı. Omzunda neyin yükü vardı? Gönlünde neyin hüznünü yaşardı? Dilinde kimin adı hatıraydı? Asla kimse bilmezdi.
Soluk ve sığ bir şekilde öldüğünü sananlar oldu…
Toprağa düştüğünde evine girildi… Siyah bir oda içesinde duvarlara yapıştırılan yüzlerce cümle, masası üzerinde ince ince nakşedilmiş binlerce sayfa, dolabından ihtişamıyla parlayan tonlarca düşünce, saksı diplerinden akan onlarca kelime, her santiminden yani dokunduğu her yerden edeb-i hayat çıkmıştı.
Ve son bulunan mirası şu şekildeydi;
Doğumumdan bu yana içimden çıkmadım. Canıma can katmak isteyenleri sokağıma dahi almadım. Benimle yol kat etmek isteyenleri mahallemden geçirmedim. Bana acıyanları çaya davet etmedim. İş vermek isteyenleri kovmaktan beter ettim. Hastalığıma şifa derman olmak isteyenleri istemedim. Beni merak edenleri ki önce bindi sonra bir bile kalmadı kendi niyetimle bitirdim, terk eyledim.
Vesselam! Kalbimi elime aldım ya; insanlar deli sandı, az kaldı, garp oldu, gayba vardı. Oysa derdim dünya değildi hiç kimse anlamadı. Bu âlemde virgül vardı, üç nokta vardı da bir tülü nokta amacına ulaşamadı.
Günaşırı özlem duyulan bir özlem olarak şimdi zamana adıyla meydan okuyor bu adam. Şanslıyım çünkü sabiyken limanında nasılsın dediğim bir insandı.
İnsan dünya sahnesinde kimin sokağın kokusunu içine çektiğini göremez oldu. Ölü sandığımız herkes sağlam olabilir. Noktalar başlangıçtır. Yeni Dünya düzeninde övülecek noktalarımız olsun. – MUSTAFA KEMAL EVREN ÇİĞİL

  • UYARI
  • Sistem 2 Farklı Yöntemle IP Numaranızı Kayıt Altına Almaktadır. Yasal Durumlarda Bu Kayıtlar Yetkili Mercilere Tarafımızdan Verilecektir. Lütfen Yorumlarınızı Buna Dikkat Ederek Yazınız.
  • Yorumla

ANKET

Sitemi nasıl buldunuz?

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz