Kızılay’dan Vatandaşlara Kan Bağış Çağrısı…

Kızılay’dan Vatandaşlara Kan Bağış Çağrısı…

ANDIRIN ÖĞRETMENEVİ BINASI YAKINDA HİZMETE GİRECEK

ANDIRIN ÖĞRETMENEVİ BINASI YAKINDA HİZMETE GİRECEK

ESKİ EV YAŞANTILARININ DAYANILMAZ CAZİBESİ-13

ESKİ EV YAŞANTILARININ DAYANILMAZ CAZİBESİ-13

Kadirli’de Öğrencilere Kırtasiye Yardımı

Kadirli’de Öğrencilere Kırtasiye Yardımı

    • 18 Mayıs 2021 - 08:46:26

Burası Çukurova. Bereketli topraklar diyarı. İnsanların sadece bedenlerini değil, ruhlarını da kavuran sıcakların sarardığı topraklar. Başka diyarlar deniz esintisinde, yayla havasında ruhunu dinlendirirken Çukurova kavrulan toprağın sıcaklığında yanar. Sıcakta o bildiğiniz sıcak değil hani. Öyle ki sıcak Çukurova’da adeta dile gelir: Çiğiler! Buralarda sıcakla toprak ezelden iki sırdaştır. Evet, burası toprağın ve sıcağın koynunda bereketin harman olduğu diyardır.

Dedem Fazlı Ergin. Namı diyar Kenan Hoca. Kendisini tanıyanlar şahsına münhasır biri olduğunu iyi bilirler. Çukurova insanının karakteristik özelliklerini şahsında barındırır. Dik duruşu, sert mizacı, çok gülmeyen tavizsiz karakteri ile tıpkı Çukurova gibi zor bir adamdı. Kalın gözlükleri, sekiz köşe şapkası ve ata biner gibi kullandığı motosikleti ile hayallerimde yer edinmişti. Onu bu yazıda konu yapan şey de toprağa olan bağlılığıydı. Tıpkı diğer bütün Çukurova insanı gibi, toprak onun için her şeydi. Adeta yaşam kaynağıydı. Her sabah kalkar, kahvaltısını yapmadan motosikletine biner, tarlaları kontrol eder, eve öyle dönerdi. Bu istisnasız her sabah böyle tekrar ederdi. Çocuk aklıma göre bu kısır döngü bana çok anlamsız gelirdi. Daha dün gitti, mahsuller bugün ne kadar büyüyebilirler ki diye düşünürdüm. İşin aslını yıllar geçtikten sonra zeytin bahçesi yaptığımda anladım. O iş öyle değilmiş. Toprağa emek vererek ektiğin mahsulün her gün santim santim büyüyüşünü seyretmek, emeğinin karşılığını görmek insana inanılmaz bir haz veriyormuş, anladım. Onun içindir ki toprakla bir kez bağ kuran ondan vazgeçemez.

Toprağın insanı kendine çeken esrarengiz bir yanı var. O esrarengiz özelliklerinden birisi de kokusudur. Toprak kuru iken, yağan yağmurdan sonra ortalığı kaplayan mis gibi toprak kokusu hepimizi mest eder. İstisnasız herkes bu kokuyu sever. Ne de olsa ilk mayamızdır. Sonunda da olacağımız şey. Kaçış yok. Fani bedenler toprağın koynunda toprak olacaklar. Onun içindir ki toprak insanoğlunda adı konmamış aşkın, özlemin, hasretin adıdır. Âşık Veysel’in deyimi ile insanın sadık yarıdır.

Toprağı işlemek emek ister, gayret ister, güç ister. En önemlisi bütün bu rezilliklere göğüs gerecek sevda ister. Abdal edesi davul çalma hevesi olmayan çocuğunu korku ile motive etmek için tarlada çift süren çiftçiyi işaret ederek; “Oğul davul çalmayı öğrenmezsen bak halin, bu tarladaki çiftçinin halidir.” Demiştir, ya olsun! Eller ne bilir, toprağa sevdalı olanların onun rezilliğine de talip olduğunu. Aslında o rezillikten garip bir şekilde hazda alırlar.

Dediğim gibi, toprak Çukurova’da sadece aşkın adı değildir, o kara sevdadır, tutkudur. Öyle ki bu aşk, tutku bazen gözleri kör eder. Gözler topraktan başka bir şeyler görmez olur. Burada kavgalar bile toprak içindir. Babayı oğula, kardeşi kardeşe düşman eder. Çukurova’da can ciğer iki kardeşin birbirini vurduğunu duyarsanız bilin ki sebebi topraktır. Dökülen onca kanın sebebi iki karış toprağa sahip olmak içindir.

Aslında bütün mesele toprağa sahip olmak değildir, bütün mesele toprağın dilinden anlamaktır. John Steinbeck’in deyimi ile; “Bir insanın gönlü fakir olduktan sonra, milyonlarca dönüm toprak almış, neye yarar, yine de fakirdir.” Toprağın bereketi gönlümüzü zenginleştirmeli ki hayatın sırrına vakıf olalım. Sır toprakta gizli. O sırrı ermek için bakmadan görmek gerekir.

Görmesini bilen gözün, etrafını kuşatan taş, beton ve demir yığınları arasından sıyrılıp güzelliklere gebe toprağa sığındığında göreceği şey, Rabbimin yarattığı binlerce güzellik olacak, duyacağı ses de huzurun sesi olacaktır. Dinlemesini bilirsek toprak çok şey anlatır bize. Toprağın sahibi gibi değil de hasretle özlemini duyduğumuz bir dostu dinler gibi dinlersek toprağın ne anlattığını daha iyi duyarız. O zaman toprağın dilinden anlayan Mevlana’nın vakıf olduğu sırra biz de vakıf oluruz. Ne güzel demiş üstat ; “İstiyorsan Hakk’a varmayı, meslek edinmelisin gönül almayı, bırak saraylarda mermer olmayı, toprak ol, bağrında güller yetişsin.”

  • UYARI
  • Sistem 2 Farklı Yöntemle IP Numaranızı Kayıt Altına Almaktadır. Yasal Durumlarda Bu Kayıtlar Yetkili Mercilere Tarafımızdan Verilecektir. Lütfen Yorumlarınızı Buna Dikkat Ederek Yazınız.
  • Yorumla

ANKET

Sitemi nasıl buldunuz?

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz