DSİ CEYHAN OVASI SULAMASI İŞLETME BAKIM VE ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜNDEN ÖNEMLİ DUYURU TAŞKIN SAHALARINDAN UZAK DURUN!

DSİ CEYHAN OVASI SULAMASI İŞLETME BAKIM VE ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜNDEN ÖNEMLİ DUYURU TAŞKIN SAHALARINDAN UZAK DURUN!

JANDARMA, AİLE İÇİ ŞİDDETE KARŞI KADINLARI BİLİNÇLENDİRİYOR

JANDARMA, AİLE İÇİ ŞİDDETE KARŞI KADINLARI BİLİNÇLENDİRİYOR

TGK’DAN AÇIKLAMA

TGK’DAN AÇIKLAMA

İŞGALLER ÜZERİNE-7
    • 25 Kasım 2020 - 10:08:11


Bu gün Sevgi Derneği pek bir kalabalıktı. Zira hafta içi konuyu açtığım dernek üyeleri çok sevinmişler, Bu Ak Sakallıyı merak etmelerinden olsa gerek Akşam namazının eda edilmesiyle birlikte Derneğe gelmişlerdi. Bense Ak Sakallının ilk buluşmada çok sevdiğini sezdiğim bal şerbetini önceden hazırlamak için Polen Evini ziyaret etmiş, Cihat Usta’dan en güzel tarifleri almıştım. Zira bu aldığım güzel tarifle bu gün derneğe gelen herkese bal şerbeti ikram etmek istiyordum. Bu sebeple buzdolabını soğuk sularla doldurmuştum.
Ak Sakallının derneğe teşrifi biraz geç oldu. Zira Ala Cami ile dernek arasında bir miktar mesafe vardı. Araçla sizi alalım dememize rağmen, evlad sağlımızla oynama, bu yürüyüşler bize derman oluyor demişti.
Ak Sakallının derneğe gelişiyle bir hareketlenme oldu. Selamlaşma faslından sonra, Derneğin geleneği gereği herkes kendisini tanıttı. Ak Sakallı da kendisinden bir fani olarak bahsetti. Ben hemen önceden hazırladığım bal şerbetlerini dağıtmaya başladım. Dağıtım işi bitince, Ak Sakallıya dönerek,
-Güzel insan öncelikle derneğimizi şereflendirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben sizden arkadaşlarıma bahsedince çok memnun oldular, tekrardan hoş geldiniz efendim, diyerek konuyu hiç uzatmadan bize telefon işgalinden bahseder misiniz? Nedir bu telefon işgali dedim. Bu arada telefonumun yanımda olmadığını da farkettim.
Ak Sakallı, şöyle bir doğruldu,
Herkes telefonunu yere bir koyabilir mi dedi. Aynı anda dernek üyeleri çeşitli markalardaki akıllı telefonlarını birer birer ortaya çıkardılar. Sonra Ak Sakallı bana bakarak, bu telefonları büyükçe bir kutuya doldurup kaldırabilir misin dedi. Bende hay hay efendim diyerek telefonları bir kutuya doldurup mutfakta bulunan dolabın üzerine koydum.
Ak Sakallı şimdi güzel oldu diyerek konuya girdi.
-Sevgili gençler hiç unutmayalım ki, insanoğlu yaratıldığı günden bu tarafa hep bir iletişim halinde olmuştur. Bu iletişim, tıpkı ekmek gibi su gibi zaruri bir ihtiyaçtır. İletişimi etkileyen elemanlardan birisi eksik olursa yani bir kopukluk olursa biz buna sağlıklı bir iletişim diyemeyiz. Bu duruma iletişim kopukluğu deriz. Eğer iletişimi sağlayan kanallar sağlıklı bir şekilde işlemezse, bakış, mimik, söz, hareket, davranış, etkileşim ve insanların iletişim kanallarını geliştirmek üzere bulduğu buluşlar asli vazifesini yapmaz ise biz bu iletişime yine sağlıklı bir iletişim diyemeyiz. Biz eğer karşıdaki kişi ile bildiğimiz ve onun bildiği iletişim kanalları ile konuşursak anlaşır ve meramımızı ifade edebiliriz. Bu iletişimin asli vazifesini yerine getirdiğini gösterir. Yok eğer iletişimi sağlayan kanallarda bir cızırtı olursa, işte bu iletişim, iletişim olmaktan çıkar ve başka mecralara doğru olumsuz hareketler olabilir.
Bu arada şunu unutmayalım ki iletişim kanallarımız güvenilir olmalıdır. Bu kanallar güvenilir olmazsa işte yukarıda bahsettiğimiz cızırtı, kor ateş olup ortalığı alevlendirir ki, bu da tabiatıyla istenilmeyen bir durumdur. Ne demek bu alevlenmek. Şimdi şöyle düşünelim, insan barıştırmak ta bir iletişim işidir. Aradaki kanallar ( yani insanlar ) olayı esasından farklı bir iletişim mecrasına sürüklerse bu iletişim, asıl amacından farklı bir yöne doğru gidebilir. Bu durum en istenmeyen iletişim olaylarından birisidir.
İnsanoğlu yaratılışının ilk anından itibaren bir iletişim içerisinde dedik. Şöyle bir düşünürsek, doğumda, bebeğin anneyle kurdu ilk bağ ilk iletişimdir. Duygusal bir iletişim. İnsan büyüyüp geliştikçe bu iletişim çeşitli şekiller de ve kanallarda olur.
İnsanlar her zaman iletişim kanallarının sağlam ve güvenilir olmasını ister. Bu sebepledir ki, nüfusun artmasıyla birlikte ortaya çıkan iletişim kanallarında güvenilirlik, erişebilirlik hep öncelik olmuştur. Bu nedenle oluşturulan iletişim kanallarında parazitlenme, dinlenilme ve kötüye kullanılmaların önüne geçmek için çeşitli tedbirler alınmış ve uygulanmaya konulmuştur. Şunu da unutmadan ifade edeyim ki, devlet, iletişimin bir numaralı öznesidir.
İletişim ilk andan itibaren var dedik. Peki bu iletişimi sağlayan araçlar neydi. Gençler bu araçlar her zaman diliminde farklılık göstermiştir. İletişim kanalları o kadar hızlı bir gelişim göstermektedir ki günümüzden 10 yıl önceki kanallar ile şimdi kullanılan kanallar arasında çok fark vardır. Lakin şunu unutmayalım ki, dostluk, akrabalık, aile içi iletişim kanalları hep bir sadakat ve samimiyete dayanır.
İletişim kanalları o kadar hızlı gelişiyor ve değişiyor ki, akıllara ziyan. Fakat yaşadığımız çağın en büyük iletişim kanalı bütün insanlığı esir alan ve bedenleri işgal eden TELEFON MAKİNASIDIR.
Telefon Makinası, bulunduğu ilk andan itibaren insanların dikkatini çekmiş ve bütün ilgileri üzerinde toplamıştır. Ortaya ilk çıkışından itibaren çeşitli ebatlarda olan bu makine günümüzde herkesçe ulaşılan ve kullanılabilen bir hâle gelmiştir. İşte bu ulaşılabilirlik ve kullanılabilirlik, temel ihtiyaç olan iletişimde bütün dünya da herkesçe kabul edilen telefon makinasının kullanımını en birinci alet yapmış ve bu alet şu anda bütün insanlığı işgal etmiş vaziyettedir.
Ak Sakallı hiç duraklamadan tane tane konuşmaya devam ediyordu, dernekte çıt çıkmıyordu. Herkes büyük bir heyecanla Ak Sakallıyı dinliyordu. Aksakallı birden bire durdu ve sakin bir ses tonuyla evlad;
– gençlerin ağzı kurumuştur. Şu Polen Bal Evinden aldığın Bal Şerbetinden gençlere bir ikram etsen iyi olmaz mı ne dersin dedi. Tabi efendim, hemen efendim dedim ve o güzelim şerbetlerden arkadaşlarıma ikramda bulundum tabii en başta Ak Sakallıya. Bu arada Ak Sakallının konuşmasını dinleyenlerden hiç birisi acaba beni arayan oldu mu? Eşim, dostum veya arkadaşım aradı mı? diye sormamıştı. Telefonuma ne oldu diye merak bile etmemişti.
Ak Sakallı kaldığı yerden devamla; Gençler, insan vücudu kutsaldır, mahremdir. Bu kutsalı biz sağlık sebepleri hariç çeşitli şekillerde mahvediyoruz. Ya da işgal ettiriyoruz. Bakın herkesin elinde bir telefon makinası var. Ben bundan sonra bu telefon makinasına telefon diyeceğim dedi.
Yaşadığımız çağda telefon aşırı bir zaruri ihtiyaç haline geldi, Bunu kabul ediyoruz. Lakin bizim burada anlatmak istediğimiz konu zaruriyetin işgale dönüşmüş halidir. Yemek, yemekte zaruri bir ihtiyaç her an yemek yiyormuyuz? Uyku zaruri bir ihtiyaç her an uyuyormuyuz? Hatta telefon yüzünden uykusuz kalıyoruz. Burada dikkat edeceğimiz hususu Gereklilik arz eden bir nesnenin bizi işgal etmesidir. Şimdi konuyu sorularla biraz daha açalım. Telefonsuz bir hayat ya da telefona bağlı olarak sosyal medya bağımlılığı. Şimdi içinizden bazıları biz telefonun değil sosyal medyanın işgali altındayız diye akıllarından geçirebilir. Geçerli bir sebep olsa da, o sosyal medya bağımlılığını sağlayan nesne telefon. Telefonunuz olmadan sosyal medyanız koskocaman bir hiç. Öyle değil mi? Çünkü sizi bu esarete alıştıranlar sadece bir yönlü olarak sizi işgal etmiyorlar. İşgalden amaçları olan, zihin işgali, ekonomik işgal, fikir kıtlığı, boş beleşlik, uyuşmuş zihinler ve daha sayamadığımız birçok nesne bir arada olmalı.” Elin gavuru bir taşla bir kuş vurma peşinde değil, Bir taşla çok kuş vurma peşinde”. Bunu gerçekleştirebilmek adına da kullandığı materyalleri ve yardımcı unsurları birden çok amaca yönelik olarak kullanmak zorunda. Aksi takdirde hedefine ulaşamaz.
Şimdi şu konuda mutabık kalalım. İnsanlar telefon karşısın da ne kadar zaman geçiriyor?
En çok sevdiği insanlar karşısında ne kadar zaman geçiriyor? Çoluk çocuğuna, eşine anne babasına ve dostlarına ne kadar zaman ayırıyor? Eminim bir çoğunuzun cevabı aynıdır. İşte bu aynı cevap sizin birer esir olduğunuzun da cevabıdır.
Telefon ve içindekiler, kolaycılık, tüketim ekonomisi ve rahatlık değil mi diye bir soru sorsam hemen oradan biri atılarak, tabi; teknolojiden amaç insan hayatını kolaylaştırmak diyecek. Cevabına katılığını farzedelim. Kolaya kaçtın anneni babanı görüntülü aradın. Aynı samimiyeti, aynı cana yakınlığı bulabiliyormusun? Annenin babanın eline öpmenin huzurunu telefonda alabiliyormusun? Bence hayır. Sen güzel kardeşim, acıktığında telefondan yemek siparişi veriyorsun, hemen adresine geliyor. Ben sana misafir olsam bana siparişinin gelme süresi içerisinde el yapımı bir çorba hazırlayabilir misin? Bak düşünerek kaybettin.
Sevdiklerimize zaman ayırırken bile elimizde sürekli telefon varsa, kusura bakmayın ama ben buna esaret derim, diyorum. Kucağında çocuğunu emziren anne bilmem ne sosyal medyasındaki beğenilere bakıyorsa esir hayatı sürmektedir. Anne olmuş ama esir esir bir annedir. Oğlunu veya kız çocuğunu kucağına alan bir baba bir eliyle paylaşımlarını kontrol ediyorsa, bu baba esir bir babadır. Telefonun esiri bir baba.
Bununla birlikte birçok genç insanın esaret hayatı sürdüğü telefon dünyasında, beğenilerinin azlığı yada takip ettiği bir kişinin hiç paylaşım yapmaması dolayısıyla strese girdiğini hepimiz biliyoruz.
Gençler telefon yüzünden mahremiyet ortadan kalkıyor. Oysa mahremiyet İnsanın özüdür. Mahremiyet önemlidir ve önemli kalmak zorundadır. Mahremiyet olmadan bir insan, insanı kamil olamaz.
Öyle bir çağda yaşıyoruz ki insanların selamlarını almadan telefon numaralarını, sosyal medya hesaplarının adreslerini istiyoruz. Söyleyin ALLAH AŞKINA bu esaret değil de nedir? Bu durumu bana adamakıllı açıklayacak bir insan var mı? Yok.
Ak Sakallı tanıdığım ilk zaman diliminden bu tarafa ilk defa sesini yükseltmişti. Bu onun haklılığını gösteriyordu. Şöyle bir düşündüm de, Ak Sakallı telefon kullanmadığı için telefon esaretinin etkilerini kendince gördükleri üzerinden anlatmıştı. Oysa bunlardan daha fazla, daha acı, daha trajikomik telefon esareti vardı. Sesini yükseltirken SELAM, demişti. ALLAH’ın selamını almadan telefon numarasına alıyorlar.
Bu durum Ak Sakallının değer yargılarını da göstermesi açısından önemliydi. Çünkü bize de öyle öğretilmişti. Oğlum bir insanla karşılaştığında, bir topluluğa girdiğinde selam ver. Zira selam, esenlik demekti, barış demekti, selam güven demekti. Ak Sakallı aslında burada sesini yükselterek selamın önemini vurgulamış, telefon esaretinin selamı da kestiğini yok ettiğini belirtmişti.
Telefonu açtığımız da ne anlama geldiği belirsiz Alo, kelimesini demek yerine, selam verip Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun denmesi gerektiğini anlatmıştı. Her şeyi Ak Sakallının anlatmasını beklemek olmazdı. Kullandığı kelimeleri iyi yorumlamak gerekirdi.
Ortalık ta bir sessizlik hüküm sürüyordu. Derken Ak Sakallı yine seslendi. Gençler, bu akşamlık sohbetimiz yeter. Lütfen ailelerimizi ihmal etmeyelim dedi, hep birlikte kalkmak üzereydik ki, Sait Hoca, özür dilerim sizi yine ağırlamak isteriz, Gelecek Salı’da bekliyoruz efendim dedi, Ak Sakallı gözlerime bakarak, Kadirciğim bunu düşünelim dedi.

  • UYARI
  • Sistem 2 Farklı Yöntemle IP Numaranızı Kayıt Altına Almaktadır. Yasal Durumlarda Bu Kayıtlar Yetkili Mercilere Tarafımızdan Verilecektir. Lütfen Yorumlarınızı Buna Dikkat Ederek Yazınız.
  • Yorumla

ANKET

Sitemi nasıl buldunuz?

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz